ATİYE, HAKAN, MESİH

İlham veren bir kadın, Atiye.

Kabına sığamayan bir savaşçı, Hakan.

Beklenen bir kurtarıcı, Mesih Payam.

Hepsi de içimizden biri.

Hepsi de insan.

Çağımızın değerli konuklarını incelememize sunuyorlar. Bize onların her şeyden önce bir insan olduğunu sık sık hatırlatarak…

Bir filmi izler izlemez kaleme sarılmamak lazım, şaraptan alınan bir yudumu ağzımızda evirip çevirdikten sonra tadını ayırt etmemiz gibi, bir sanat eseriyle ilk karşılaştığımız andaki heyecanımız durulduktan günler geceler sonra fikirlerimizi söylemeye değer bulmalıyız.

Birçok kod, birçok sembol var üzerinde konuşulacak, ama konuşulması gereksiz. Gereksiz, çünkü hiçbir zaman sembolleri ve kodları kullananlar kadar iyi bilemeyiz, bu yüzden de emin olamayız.

Bir yabancı dili çok iyi konuşamadıktan sonra konuşmamalı. Kendi ana dilimizde bile çok konuşmamalı. Yanlış anlaşılma riskini en aza indirgemeli. “Söz” tehlikeli bir alet.

Evet, global bir dil kesinlikle var. İşaretlere, renklere, tarihsel fenomenlere, dinlere dayanan. Bu dili anlamak için bin yaşında olmak, Atiye’nin yaşadıklarını yaşamak gerek ki hiç tavsiye etmem!

Biz şimdi, sıradan bir izleyicinin yolundan gidelim. Ne kaldı bizde? Nasıl bir iz, etki?.. Bizde ne değişti? Neyi sorguladık, önümüze hangi sorunsalı koydu, neyi tartıştık izledikten sonra, nerelerde irkildik?

Çünkü amacın ne olduğunu ancak kendimizdeki etkiyi saptayabilirsek bulabiliriz, illa kodlayacaksak bunu yapalım yeter bence.

Hazırlıklar tamam, Mesih gelebilir. Her yere kamera yerleştirdik bile!

Mesih gelseydi biz ona ne yapardık, o bize ne yapardı.

Biz ona deli, mucizelerine illüzyon derdik elbette. Daha önce de yaptığımız gibi.

Reenkarnasyon varsa bunu ilk farkeden sanatçılar olurdu, ilham alma kabiliyetleri nedeniyle. Bu sanatçı da bir kadın olurdu, kadının sezme gücünün üstün olması nedeniyle.

Savaşçımızın Hakan adını taşıyor olması da Türklerin bir misyona hazırlandığını düşündürttü bana. Bunu bana düşündürten elbette bir tek bu Netflix yapımı değil. Televizyonlar, gösterildiği ülkelerdeki toplumları bu hususta yönlendiren birçok dizi ile doldu bile!

Ben, zaten, uzun zamandır global film yapımcılığının istihbarat vesilesiyle gelen malumatla çalıştığını düşünüyorum. Gerçeklerden, olgulardan, gerçek kişilerin gerçek hayatlarından yararlandıklarını düşünüyorum. Evlere yerleştirilenin sadece reyting cihazları olmadığını… Ormandaki hayvanı izleme rahatlığı ve marifetiyle izliyorlar. Gerçek tepkiler, gerçek acılar, gerçekten akan kandan ve gözyaşından besleniyor Hollywood. Başka türlüsü bu kadar gerçek olamazdı!

Unutmayın ki gerçek kadar kazanç getiren bir malzeme olamaz!

Bizi bir şeye hazırlıyorlar. Anadolu’nun, İstanbul’un, Mehmetçiğin, kadın bir liderin ve Ortadoğulu bir adamın içinde olduğu bir hikayeye.

Gerçek bir hikayeye.

Hazır olun!

İçimizden Biri